canım ailem

* Hani tamam konu çok önemlidir ama daha da önemli olan konunun nasıl anlatıldığıdır. Samimiyet, içtenlik, saflık var bu dizide. "Canım ciğerim", "Meliham", "Samim, seni öldürürüm" var. Eğlence var, mücadele var, tutku var, delikanlılık var, varoğluvar. Belki de yok, ben öyle hissediyorum ve iyi yapıyorum:)



* Mesela büyük çocuğun - ki diziyi izleyenler tarafından antipatik bulunmuş kendileri, ben çok sevdim - bu yaşına kadar içinde bulunduğu sınıftan kopuşu, yeni hayatına uyum sağlamaya çalışması, tepki vermesi, anlamaya çalışması var. Bence çok güzel anlatılıyor bu durum.



* Halim-Seyhan-Ali şeytan üçgeni var. Delikanlıca seven Halim (dipnot: bugüne kadar Seyhan'a hiç yüz çevirmemiştir özel olarak belirtmek isterim), Ali'nin gelişiyle kafası karışan Seyhan, Seyhan'dan etkilenen, sempatik ve iyi niyetli bir Ali var. Yine Beşiktaşlılığımız tuttu, bugüne kadar aşkı için mücadele vermiş, temiz hayalleri olan ve bunu kendi kurallarıyla korumaya çalışan, duygularını apaçık belli eden Halimciyiz:) Forza Halim:))



* Canım, ciğerim...

john carew



* Güzel olan herşey gibi kısa sürdü ve doyamadık. Ama haklıydı gitmekte, yönetimin anlayışını ve plansızlığını gördü: Del Bosque ile çalıştıktan sonra Rıza Çalımbay gibi tecrübesiz, -dilim varmıyor söylemeye- çağdışı top oynatan bir hoca ile çalışmak zorunda kaldı. Bir de maçlarda her hareketine faul çalındı, o günlerde hakemleri yönlendirenler bugün Mehmet Yıldız'ın güçlü olduğunu söylemekteler şimdi.

* Güzel hatıralar bıraktı ama bize: Fener maçları (biri hiç unutulmaz: 17 Nisan), Bilbao maçı, Ankaragücü'ne attığı muhteşem gol, kullandığı sert penaltılar...

* Veda ederken gözleri dolu dolu Beşiktaş hep kalbimde, umarım dünyanın en iyi takımı olur demesi unutulmaz. Bazen düşünüyorum, yabancı topçularımız Beşiktaşlılığı, taraftarın ne istediğini daha iyi anlıyorlar, neden acaba diye...

10

kartal pençesi



* Beşiktaşlılık bizim hayata karşı duruşumuz. Tamam birşeylere anlam yüklemek iyi değil, sonu hüzün kabul. Ama hani fitbol diyen başkan. Ama hani Atom Karınca, Ulvi, Kadir, Turan, Şenol, mücadele... Hani hırsından ağlayan sırılsıklam İlhan Mansız. Hani kazanılan şampiyonluktan sonra arabanın arkasındaki bir tepsi baklavayı mahalleye dağıtan abiler. Hani kafasında siyah-beyaz beresi, elinde birası ile mahallemizin delisi (belki de en akıllısı) İbo'nun kendinden geçişi. Hani herkesin mücedelesine sempati duyduğu Beşiktaş... Hayatımızın güzel anlarıymış, bilemedik.

* Ankaragüçlüler geçenlerde yönetimlerine sağlam gider yapıp tepkilerini koydular. Hem de öyle böyle değil, tesislerinin adlarını bile sorguladılar. Kendimize döndüğümüzde, işler takımın başında 5-6 maç oynamış hocaya 5 dakikada beste yapıp hesap sormakla düzelmiyor. Beş yıldır Beşiktaşımızı tüketenlere hesap sorabildik mi, İnönü'yü bu adamların başına yıkabildik mi? Mutsuz olan bu kadar insan varken, istemiyoruz sizin vadettiklerinizi diyemediğimiz için belki de bu hüzün hali, karın ağrıları. Yoksa yemişim şampiyonlukları, kupaları...

İsyan edin, isyan edin, isyan edin

Nihat Behram

senin sevgin yeter...





* Şarkının melodisi gibisin Beşiktaşım, hem hareketli, hem hüzünlü...

aralık

üstad



Neyzen Tevfik'e doktor içkiyi men etmişti. Fakat Peyami Safa bir gün üstadı ziyarete gittiğinde odanın bir köşesinde bir fıçı şarap gördü.

- Bu ne bre üstad? Hani sen artık içmeyecektin?

- Ne yaparsın, oğul, içmezsem kuvvetten düşüyorum.

- Peki, içkinin faydası oluyor mu?

- Ne diyorsun olmaz olur mu? Mesela bu fıçı buraya ilk geldiği zaman yerinden kımıldatamıyordum, şimdi iki elimle kaldırabilirim.

* Neyzen Tevfik ile ilgili birçok fıkra (anı mı demeliydim bilemedim) okudum. Hazır cevap, taşı gediğine koyuyor ve alayına gidiyor. Büyük adammış vesselam...

sevindirin bizi



yorgunuz, sevindirin artık bizi...

bir zamanlar inönü



güzel fotoğraflar var geçmişe ait

kader



Sen de anla artık başka yolu yok bunun. Yazıkmış, kılmış, tüymüş hepsi hesap edildi bunların. Her şeye hazırım diyorum sana. De ki iyilik ediyorsun, de ki sevap işliyorsun. Herkesin inandığı bir şey vardır bu mına kodumunun hayatında. Benimkisi de sensin. Napayım... Geçen gece çocuk hastaydı. İlacı bitmiş, almak için dışarı çıktım. Sağa sola saldırıp nöbetçi eczane arıyoruz. Birden durup dururken içim cız etti. Bi baktım gene aynı karın ağrısı... Öyle özlemişim ki seni, dönerken bir meyhane gördüm. Bi tek içeri girdiğimi hatırlıyorum bi de rakıya yumulduğumu. Arkasından en az dört cigaralık... Sonra gözümü bir açtım karşıdan karlı dağlar geçiyor. Bir daha açtım başımda bir çocuk, kalk abi diyor Kars’a geldik. Otobüsten indim, yürümeye başladım. Dedim Allahım nerdeyim ben, burası neresi. Sonra güç bela burayı buldum. Kapının önünde durup düşündüm. Dedim Bekir, bu kapı ahret kapısı, burası sırat köprüsü. Bu sefer de geçersen bir daha geri dönemezsin, iyi düşün dedim. Düşündüm, düşündüm. Ama olmadı. Dönemedim. Sonra bak oğlum dedim kendi kendime. Yolu yok çekeceksin, isyan etmenin faydası yok. Kaderin böyle. Yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi.

Bekir

çok yorgunum



sağlık sistemi

* Hastaları ziyaret etmek, ellerini tutmak, dertlerini anlamaya çalışıp onları gerçekten dinlemek önemli. Onların iyi günde, kötü günde yanında olduğumuzu hissettirmek gerçekten çok önemli. Çünkü moral en önemli ilaç. Bu olayın bireysel boyutu.

* Olayın sistemsel boyutu ise hem hastalara hem de sağlık çalışanlarına uygun ortamların sağlanması. Sağlık çalışanlarının birçoğunun gerçekten fedakarca çalıştıklarını, bir oraya bir buraya koşturduklarını görüyorum. Planlı ve programlı bir sağlık sistemi gerekli. Sağlık sistemine daha fazla bütçe ayrılması gerekli. Hastanın en uygun koşullarda ve zahmetsizce tedavi görebilmesi ve sağlık çalışanının hastasına en verimli olacağı şartların sağlanması için bunlar cidden gerekli.

* Benim için ekonomik verilerin, gelişmişlik katsayılarının bir anlamı yok artık. Hala zorlu hastalıklar varsa, hala tedavisi olmayan hastalıklar varsa ve buna rağmen hala savaşlar varsa, hala israf, gösteriş varsa yaşadığımız dünya düzenini ve sistemi sorgulamamız gerekir. Dünyadaki en önemli iki şeye, eğitime ve sağlık sistemine kafa yormalı ve haklarımızı istemeliyiz artık.

* Aslında yazmak istediğim çok şey var bu konularda ama kelimelere dökerken zorlanıyorum. Umarım tüm hastalar sağlıklarına kavuşurlar...

lösev ve şimşekler grubu



* Tribünün güzel çocuklarından Şimşekler grubu, Lösev'in (Lösemili Çocuklar Vakfı) Kurban Bayramı öncesi çalışmalarında gönüllü olarak çalışmışlar ve lösemili kardeşlerimizi ziyaret etmişler. Lösev de Şimşekler grubuna desteklerinden dolayı onur belgesi vermiş.

Lösev'e bağışta bulunmak için

* Hasta ziyaretlerinin gerçekten önemli olduğunu biliyorum. Onları anlamaya çalışmak, konuşmak, güldürmek, ellerini tutmak gerçekten çok önemli. Hele ki ufacık çocuklarsa sanırım bu daha da önemli. Buradan kötü gün dostu olan Şimşekler grubuna hatırlattıkları değerler için teşekkür ediyorum.

* Kardeşlerimize ve sağlığına kavuşmak için çabalayan tüm hastalara acil şifalar diliyorum.